Afife’nin Ötesi Üzerine Bir Deneme¹
- Betül Bakırcı

- 18 saat önce
- 7 dakikada okunur
Geçen sene tam da bu zamanlarda Zorlu PSM’de sahnelenen Afife oyununa gitmiştim. Aslında çevremde oyundan öyle bir heyecanla söz ediliyordu ki –zira oyunun merkezinde Mınakyan Kumpanyası vardı– bir an önce izlemek istiyordum. Dekorlar, sahne kullanımı, kostümler gerçekten etkileyiciydi. Oyuncularsa belki de pek çok kişinin sahnede en az bir kez izlemek isteyeceği isimlerdi. Yine de oyundan çıktığımda, izlediğim Afife hikâyesiyle ilgili içimde bir huzursuzluk belirdi. Bir şeyler eksikti. Üstelik bu hisse hiç de yabancı değildim. Sanki yıllardır tekrarlanan o tanıdık anlatı burada da bir yerden kendini gösteriyordu.
Tam olarak neyi kastettiğimi biraz açmak istiyorum. Oyun hakkında yazılanları okurken, oyuna gitmeye hazırlanan bir izleyicinin şu cümlesiyle karşılaştım: “Afife Jale, Türk tiyatro tarihi için bir dönüm noktası denilebilir. Tanzimat’la birlikte başlayan Batılı tiyatro için en büyük problem Müslüman-Türk kadının sahneye çıkmasıydı. Bu nedenle Batılı tarzdaki tiyatro çoğunlukla azınlıkların (Ermeniler) elindeydi. Bizde ise kadın rolünü zenneler üstleniyordu. Afife Jale bu kısıtlamalara karşı gelmiş, hatta hayatını ortaya koyma pahasına tiyatro tutkusundan vazgeçmemiştir. Kendisini anlatan bu oyunu izlemek için sabırsızlanıyorum.” Yazı boyunca esasında biraz da bu yorumun ima ettiği çerçeve üzerine düşünmeye çalışacağım.

İlk olarak, yukarıdaki izleyici yorumundan başlayayım: Kültürel bir üretim alanının “Ermenilerin elinde” oluşu ve adeta “geri alınmış bir hak gibi ima edilişi” hangi anlatıyı besler? Bu tür bir çerçeve, imparatorluk sınırlarındaki çok katmanlı kültürel üretimi göz ardı ederek, tekleştirici/ulus-devletçi bir okuma biçimini pekiştirme riski taşımaz mı? Osmanlı tiyatro tarihine biraz yakından bakıldığında, sahne faaliyetlerinin özellikle 19. yüzyıl ortalarından itibaren büyük ölçüde Osmanlı Ermeni sanatçıların öncülüğünde filizlendiğini görmek mümkündür. Bu nedenle, belki de meseleyi yalnızca “Ermeni tiyatrosu” ya da “Türk tiyatrosu” gibi iki ayrı başlık etrafında düşünmek yerine zaman zaman aynı sahneyi paylaşan, zaman zaman birbirini besleyen toplulukların ürettiği kültürel bir alan olarak ele almak daha anlamlı olabilir. Bu yüzden Osmanlı Ermeni sahnesinin ve çalışanlarının öncülüğünü göz ardı etmek ya da tiyatroyu “geri alınmış” bir alan gibi anlatan söylemi yaygınlaştırmak, ister istemez meseleyi tekleştirici bir anlatının içine yerleştirir ve var olan üretimi görmezden gelme riskini beraberinde getirir.

Nitekim Osmanlı Ermeni tiyatrosu üzerine uzun yıllar çalışmış Nesim Ovadya İzrail, Düşler Sahnesi adlı kitabında² bu tarihsel süreci şöyle anlatır: “Bu coğrafyada tiyatroyu ilk gününden başlayarak konuşacaksak, Osmanlı Ermenilerinin tiyatro üretiminden ve bu üretimi yapanlardan, onların var ettiği kültürden başlamamız gerekiyor. Çünkü yaşadığımız topraklar üzerinde 1850’li yıllarda başlayan tiyatro faaliyetleri Ermeni aydınlar ve tiyatrocularla filizlendi ve neredeyse altmış yıl böyle devam etti. Bu dönemde Batı tarzı sahne faaliyetlerinde Türk sanatçılar neredeyse hiç görülmez. 20. yüzyıl başlarından itibaren, özellikle de Meşrutiyet yıllarında bu yürüyüşe Türk tiyatro insanları da katıldı ve Ermeni sanatçılarla beraber yol aldılar.” (s.7) Bu tarihsel arka plan düşünüldüğünde, oyunun dramaturjisindeki bazı dengeler ister istemez dikkat çeker. Oyuncuların Batı Ermenicesi aksanıyla konuşması gibi ayrıntıların hakkını teslim ederek, yine de sahnede kurulan hikâye bir Ermeni kumpanyasına –Mınakyan Kumpanyası– tiyatro tutkusuyla gelerek orada kendine yer bulan Afife’nin yolculuğundan öteye geçmez. Bu elbette anlaşılır bir tercih olarak görülebilir. Nihayetinde hikâye Afife’nin mücadelesine odaklanır. Ancak anlatı kurulurken kumpanyanın diğer aktörlerinin nasıl konumlandırıldığı ayrı bir meseledir.
Örneğin, Eliza (Binemeciyan) karakterinin sahnedeki varlığı bu bağlamda özellikle dikkat çekicidir. Oyunda Eliza daha kırılgan, hatta yer yer dağılmış bir figür olarak belirir. Afife ise sahneye adım attığı andan itibaren kumpanyadaki bir boşluğu doldurur gibi görünür. Güçlü, mücadeleci ve direnen bir karakter olarak kurgulanmıştır. Kumpanyadaki herkes Afife için mücadele içindedir. Diğer dikkat çekici nokta, Eliza’nın sahnedeki halinin Afife’ye göre yönünü kaybetmiş bir yerde durmasıdır. Hatta oyunun kritik anlarından birinde Afife, Eliza’nın yerine sahneye çıkarak kumpanyanın karşı karşıya kaldığı büyük sorunu çözmüştür. Oysa Eliza 1924’e kadar tiyatro sahnesinden inmemiştir³. Bu dramaturjik tercih ister istemez şu soruyu akıllara getirir: Acaba bu anlatı biçimi, farkında olmadan tarihsel gerçekliğin bazı katmanlarını geri plana mı iter? Ya da tam da yukarıda sözünü ettiğim o “siz” ve “biz” ayrımını mı üretir?
Osmanlı tiyatro tarihine baktığımızda tıpkı Afife gibi Arusyak Papazyan, Kınar Sıvacıyan, Felekyan Kardeşler, Sara Mannik, Lusi Tokatlı, Roza, Beatris, Ağavni Tertsakyan, Azniv Mınakyan, Eliza Binemeciyan ya da Siranuş Aleksanyan gibi kadın oyuncuların tiyatro tarihinin yan figürleri olmadığını, Osmanlı sahne kültürünün biçimlenmesinde önemli rol oynadığını biliyoruz. Özellikle sahnedeki varlıkları düşünüldüğünde, çoğu ismin Darülbedayi’nin kuruluş yıllarından itibaren bıraktığı iz oldukça belirgin. Bu noktada belki de şu soruyu sormak gerekiyor: Afife’nin hikâyesi anlatılırken, onun sahneye adım attığı dünya da aynı ölçüde görünür kılınabilir miydi?

Elbette Afife’nin tutkusu ve direnci tiyatro tarihinin en etkileyici hikâyelerinden biri. Ancak bu hikâye belki de en çok, o sahneyi kimlerin kurduğunu hatırladığımızda yahut Afife gibi mücadele vermiş kadınlara haklarını teslim ettiğimizde anlam kazanır. Bu yüzden oyundan çıktığımda aklımda kalan soru şuydu: Afife’yi izlerken, acaba sahnenin geri kalanını ne kadar görebildik? Örneğin, Osmanlı tiyatrosunun en parlak aktrislerinden biri olan Eliza Binemeciyan, tiyatrocu bir ailenin çocuğu olarak adeta sahnenin içinde büyümüştü. Provalar arasında geçen çocukluğu, onu erken yaşlarda tiyatroyla buluşturdu. Henüz küçük bir çocukken Mardiros Mınakyan’ın yönettiği ünlü Mınakyan Kumpanyası’nda sahneye çıkmaya başladı. 20. yüzyılın başına gelindiğinde yalnızca Ermeni tiyatro çevrelerinde değil, Türkçe tiyatro yapan topluluklar arasında da aranan bir oyuncu haline gelmişti. Eliza’nın yetiştiği Mınakyan Kumpanyası ise –yine oyunun habitatını oluşturan kumpanya– Osmanlı tiyatrosunda modern sahne geleneğini kuran en önemli topluluklardan biriydi. Mardiros Mınakyan’ın öncülüğünde kurulan bu kumpanya, 19. yüzyılın sonlarından itibaren hem Ermenice hem Türkçe oyunlar sahneleyerek tiyatro kültürünün şekillenmesinde belirleyici bir rol oynadı. Kumpanya, sahnelediği oyunlarla dönemin estetik anlayışını aktarmanın yanı sıra kültürel ve politik dönüşümlerin de nabzını tutuyordu. İzlediğim oyunda ise Mınakyan Kumpanyası’nın dönemin kültürel ve tiyatro üretimi bağlamındaki derinliği tam olarak yansıtılamamıştı. Kumpanyanın önde gelen isimleri ve dönemin entelektüel atmosferi sahnede görünür değildi ya da İstanbul’un çok katmanlı toplumsal dokusu, dönemin tiyatro üretim ortamı ve savaşın gölgesinde şekillenen kültürel yaşam ile politik ve entelektüel tartışmalar oyunda derinlemesine aktarılmamıştı. Tüm bunlara rağmen, oyunun merkezindeki Afife anlatısı, tek bir odakta yoğunlaşsa da oyuncuların güçlü sahne performansı ve küçük nüanslarla seyirci etkilenmişti. Afife’nin direnci ve tutkusu anlatının merkezini oluşturuyor ancak oyun kurgusundaki tercihler, Mınakyan Kumpanyası’ndaki diğer sanatçıların katkılarını gölgede bırakıyordu. Bu nedenle oyun, Afife’nin hikâyesini etkileyici bir biçimde sahneye taşırken, aynı sahneyi paylaşan diğer aktörlerin tarihsel ve sanatsal ağırlığına yeterince yer vermiyordu.
Sahnedeki çokseslilik, geçmişin katmanlı yapısını, kültürel etkileşimleri ve toplumsal dinamikleri kavramamıza olanak tanır. Afife güçlü bir bireysel hikâyeyi öne çıkarsa da bu üretimi mümkün kılan kumpanyanın mücadelesine yer vermek, anlatının hem tarihsel hem de kültürel derinliğini artırır. Zira Osmanlı İmparatorluğu’nda sahneye çıkan ilk profesyonel kadın oyuncu Arusyak Papazyan’dan⁴ sahneye çıkan ilk Türk Müslüman kadın oyuncu Afife Jale’ye kadar uzanan hat, bireysel mücadelenin yanı sıra emek ve dayanışmayla örülmüştür. Bu nedenle oyunun oyunun seyirciye iletmeyi amaçladığı anlam, Afife’nin mücadelesini izlerken, onunla aynı sahneyi paylaşan aktörlerin varlığını ve katkısını duyumsadığımız ölçüde tamamlanacaktır.
¹Bu yazının amacı, Osmanlı tiyatro tarihi ile Ermeni tiyatro sahnesi ve çalışanları hakkında kapsamlı bir analiz sunmaktan ziyade Afife oyunu bağlamında farklı bir bakış açısı geliştirmektir. Bu nedenle yazıyı besleyen kaynaklar referans alınmıştır. Bu alanda yapılmış diğer önemli çalışmalara, yazının akademik bir inceleme niteliği taşımaması nedeniyle yer verilmemiştir.
²Detaylı bir analiz için bkz. Nesim Ovadya İzrail, Düşler Sahnesinde: Rejisör Aşod Madatyan ve Kozmopolitizmden Milliyetçiliğe Türkiye’de Tiyatro 1902-1962 (İstanbul: Aras Yayıncılık, 2022). Oyuncu, rejisör, yazar ve çevirmen Aşod Madatyan’ın Osmanlı-Türkiye tiyatro tarihinde iz bırakmış oyunculara dair inceleme yazıları için bkz. Aşod Madatyan, Sahnemizin Değerleri (İstanbul: Aras Yayıncılık, 2022).
³“1920 yılının ikinci yarısında Darülbedayi’den ayrılan ve Yeni Sahne ismiyle bir tiyatro topluluğu oluşturan sanatçılar grubunun içinde ve başrollerde Eliza Binemeciyan da vardı. Bu topluluğun dağılması üzerine, Eliza 1921’in başında Paris’e bir etüt seyahati yaptı.Onun, literatürde anlatıldığı gibi, Darülbedayi’de sahneye konulan ve başrol oyuncusu olduğu Hüseyin Suat Yalçın’ın yazdığı Yamalar oyunundaki görevinden ayrılarak Paris’e gittiği ve 1920 yılının ikinci yarısında Kadıköy Apollon Tiyatrosu’nda yerini Afife Jale’nin aldığına dayanan anlatıdaki Paris’e gitme unsuru doğru değildir ve tarihlerin birbirini tutmaması nedeniyle de doğrulanamaz.” (Nesim Ovadya İzrail, Düşler Sahnesinde, 115.)
⁴ Batı tarzı tiyatronun Osmanlı topraklarına girişi ve kadın oyuncuların sahneye çıkma mücadelesi ile Osmanlı halklarının, özellikle Osmanlı Ermeni toplumunun kadınlara bakışını derinlemesine inceleyen ve sahneye çıkan ilk profesyonel kadın oyuncu olan Arusyak Papazyan’ın yaşamöyküsünü anlatan kaynak için bkz. Barkev Balımyan, Arusyak Papazyan: Osmanlı Ermeni Sahnesinde Bir Öncü (İstanbul: Aras Yayıncılık, 2025).
KÜNYE
Yöneten: Serdar Biliş
Yazan: Selin Cankı Ceylan
Müzik: Tuluğ Tırpan
Hareket Tasarımı: Candaş Baş
Sahne ve Kostüm Tasarımı: Gamze Kuş
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Ses Tasarımı: Ozan Yılmaz
Multimedya Tasarım ve Prodüksiyon: Illusionist
Şarkı Sözleri: Ilgın Kopuz ve Sezen Aksu
Oyuncular:
Demet Evgar, Tilbe Saran, Necip Memili, Bora Akkaş, İdil Sivritepe, Bedir Bedir, Atılgan Gümüş, Orkuncan İzan, Ekremcan Arslandağ, Öykü Su Okur, Bilge Çınar, Basma Seiba
Ensemble & Dans & Koro: Dila Yağcı, Alize Çalık, Begüm Canbulatoğlu, Mert Aksu,Gökçe Aksu, İlayda Evgin, Hilal Sibel Pekel, Şiva Canbazoğlu, İsmet Köroğlu,Hande Ömürlü, Bengi Şiir Umutlu, Feride Hakim, Nilay Çelebi,Ahmet Kahvecioğlu
Müzisyenler: Emre Günay, Sedat Utku Güçoğlu, Ekin Cengizkan, Ayberk Garagon, Emre Türkmen, Yavuz İsa Keskin, İlayda Gülümser, Ezgi Arda, Merve Türkmen, Onur Ermez, Yunus Hugül
Yardımcı Yönetmen: Hüseyin Tuncel, ,Serin Öztoprak, Buket Gülbeyaz
Yönetmen Yardımcısı: Ekin Deniz Görk
Repetitör: Mert Öztekin
Sahne ve Kostüm Sorumlusu: Onur Uğurlu
Kamera Uygulama: Deniz Savaş Ertan
Prodüksiyon Amiri: Çağan Öğüt
Sahne ve Yapım Amiri: Eyüp Çelik (484)
Teknik Sorumlu: Melisa Yıldız
Teknik Asistan: Berkay Özcan
Sahne Görüntü Sistemleri Tasarımı (Display Team) : İlker Kerem Üstündağ
Video Operatör (Display Team): Alper Veli Sapaz, Emre Akın Neptun, Umut Batuhan Konan
Illusionist Team- VFX Sorumlusu: Kutbettin Ecevit
3D Animasyon Sorumlusu: Furkan Alabaş
Proje Koordinatörü: Oya Zehra Erben CG Sanatçı: Çiğdem Ecevit, Burcu Çavdar, Eyüp Ensar Mısır
Koro Şefi : Başak Doğan
Ermenice Çeviri Editörü: Artun Gebenlioğlu
Diyalekt Koçları (Hangardz): Yeğya Akgün, Tara Demircioğlu, Lara Narin
Ses Koçu: Nilüfer Çelik
Tonmaister: Gürkan Erdem
Ses Operatörleri: Arın Kamiloğlu, Barkın Sarıgül, Defne, Anıl Ulaş Özcan
Altyapı ve Sound FX: Mert Yüksel
Işık Operatörleri: Coşkun Çağlar Dere, Tolga Erdoğan, Seçkin Ok
Takip Işığı Operatörleri: Buket Doğan, Hüseyin Ege Kök, Doğa Çınar, Nilüfer Alptekin Noyan, Yaren, Yağmur Şakoğlu, Enes Akyıldız
Dekor Uygulama: Haşim Demir, Aykan Kaynarca, Murat Dereli, Mehmet Fatih Çelik
Dekor Kurulum: Zeki Küçük, Mehmet Fatih Çelik, Kamil Vatansever, Özgür Meriç, Akın Güven
Dekor Üretim: Antrepo, Hülya Genç, Özgür Genç
Döner Sahne Operatörü: Onur Erdemir
Yapım Koordinatörleri: Şevval Remziye Erdinç (484), Şevval Çakır (Zorlu PSM)
Yapım Sorumlusu: Betül Sarıkavak (484)
Yapım Asistanları: Berke Şenel, Aren Camgöz, Sıla Doğançay
Aksesuar Asistanları : Havva Şahin, Derin Tuncel
Kostüm Asistanları : Gurbet Bayram, Nagehan Yıldırım, Mert Topal, Belce Şerifoğlu, Seval İşgören
Fizyoterapist: Habil Yenici
Makyaj Ekibi (Kryolan Professional Make Up): Senem Sena İnanır, Buse Serdar, Gizem Akosman, Rahşan Acar, Nilay Demir, Doğukan Aygıran,Başak Aslanhan
Saç Ekibi : Çağla Hazırcı, Çiğdem Sönmez, Öykü Özdoğan
Görsel İletişim Tasarımı: Özge Güven
Basın İletişim: İletişim Deposu, Özlem Oğuz
Sosyal Medya : Mehmet Eroğlu
Hukuk Danışmanı: Av. Doğa Can Coşar
Proje Tasarımı: Serdar Biliş, Demet Evgar
Yapım: Afife Tiyatro & Zorlu PSM
Yürütücü Yapımcı: Elif Özge Maltepe (484), Cansu Kurada (Zorlu PSM)
Afife Tiyatro Oyunu, Afife Jale’nin yaşam öyküsünden ilham alınarak yaratılmış hayali bir kumpanyanın hikayesidir.
Teşekkürler;
Ermeni Dialekt Danışmanı Bercuhi Berberyan
Tarih Danışmanı
Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan
Prof. Dr. Seza Sinanlar Uslu


