İktidarın “Aile ve Nüfus Yılı” söylemiyle genişlettiği muhafazakâr politik hat, sanat ve kültür alanındaki baskısını Mabel Matiz’in “Ha Leylim” şarkısına açılan yeni müstehcenlik soruşturmasıyla tırmandırıyor. Sosyal medyadaki tetikçi hesapların ihbar mekanizmasına dönüştüğü, ekranlardaki masum bir bakışın dahi “makbul olmayan yaşam biçimi” sayılarak suçlandığı bu iklimde; sahne ile adliye arasına çekilmek istenen sınırlar ise Matiz’in milyonlara ulaşan ve sokağa taşan kültür
Tiyatroyu bireysel bir başarı veya sınıf atlama imkânı olarak değil, yaşamla kurulan bütüncül bir bağ ve ortak ideal olarak benimseyen gençler için CAS Konservatuvarı kapılarını beşinci kez açıyor. Tamamen ücretsiz yürütülen bu üç yıllık maratonu hayatta tutanlarla konuştuk.
Yavan analizlerin ve çatışmasız uzlaşının egemen olduğu kültür ortamında, mevcudu dönüştürme gücünü yitiren eleştirinin acımasız olumsuzlama pratiği ve ihtilaf yaratan dili yeniden göreve çağrılıyor. Emre Yeksan’ın "Uzlaşının egemenliğine karşı eleştiriyi geri çağırmak" makalesi, "Eleştirinin Dayanılmaz Hafifliği" yazı dizimizde.
Artan maliyetler sanatı ortak bir deneyim olmaktan çıkarıyor mu? Arkadaşımız Buse Torun’un anket çalışması, bilet fiyatlarının toplumsal paylaşımı nasıl vurduğunu kanıtladı: Her iki kişiden biri sevdiklerine artık '+1' bilet hediye edemezken, öğrencilerin yüzde 83,3'ü salonların tamamen dışına itiliyor.
“Eleştiriyi salt bir teşhir biçimi ya da akademik çözümleme olarak değil; bir dikkat gösterme, ilişki kurma ve mesafe üretme pratiği olarak düşünmek mümkün mü?” Aylin Kuryel, yakın ve uzak okuma arasındaki gerilimli ittifakların izini sürüyor. Sanat eleştirisi ve eleştiri kültürü üzerine yazı dizimiz devam ediyor.
Yapay zekâ Klaus Meine’nin sesini kusursuzca taklit edebilir, hatta albüm bile yapabilir. Ama binlerce insanın aynı stadyumda, aynı anda uçtuğu o büyülü anı, yani canlı 'aura'yı hesaplayamaz. Melek Aldemir, Scorpions’ın İstanbul konserini izledi: Algoritmalar çok güçlü olabilir ama insan ömrüyle harmanlanmış ustalığın karşısında hâlâ çaresizler!
Kültür-sanat alanında LGBTİ+ temsillerinin hareket alanı giderek daralıyor. Karşımızdaki tablo artık sadece yukarıdan gelen yasaklardan ibaret değil; kurumsal geri çekilmeler, sessiz eksiltmeler ve oto-sansürle işleyen, yokluğun olağanlaştığı sistematik bir 'görünmezlik rejimi.' Oğulcan Özgenç, sahnedeki isimlerden ziyade sahnenin nasıl kurulduğuna ve daraltılan hareket alanına bakıyor.
Ortak acıların ve direnişin kaydını tutan "Kardeş Türküler ile 30 Yıl" belgeseli ile grubun Harbiye'deki büyük buluşmasını birleştiren ortak bir duygu var: Ne acıyı gizlemek ne de neşeyi acıya kurban etmek. Aynı göğün altında, göz hizasında ve yan yana. Alâra Kuset’in belgesel ve konser hakkındaki izlenimi VâVeyLâ’da yayında.
Bir şarkıyı, filmi ya da oyunculuğu sevmek; failin yarattığı zararı unutmayı gerektirir mi? Hayranlık, arzu ve politik tutarlılık arasındaki çelişkileri psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla ele alan bir değerlendirme.
Boğaziçi Üniversitesi'nde, 2000'li yılların başından bugünkü kayyum talanına dek özerk bir film kültürü alanını canlı tutan Mithat Alam Film Merkezi (MAFM) ve merkezle neredeyse eş zamanlı hayata geçirilen Altyazı Sinema Dergisi'nin “film eleştirisi” mevhumuna yaklaşımı üzerine olacak bu yazı.
Bir hibe mi, yoksa yapısal bir boşluğun üstünü örten geçici bir jest mi? 763 parçalık “destek”, bağımsız tiyatronun özgürlüğü ve sürdürülebilirliği üzerine kritik soruları yeniden gündeme getiriyor.
“Show of Hands”, doğaçlama müziği bir performans olmaktan çıkarıp kolektif bir “dinleme pratiği”ne dönüştürüyor; peki bu incelikli alanı mümkün kılan koşullar neden salonun dışında aşınıyor?
Değişmeyen tek şey değişimin kendisi. Ama mesele gerçekten yapay zekânın müziği ele geçirmesi mi? Yoksa tıpkı fonografın icadıyla olduğu gibi, müziğin sosyo-ekonomik olarak dönüşmesi ve buna verdiğimiz tepki mi?
Artalan Kolektif’in oyunu Yıldız, bizi aitlik ve keşif üzerine bir yolculuğa çıkarıyor. Bu coğrafyada bir çocuğun büyüme hikâyesinde kendi yol arayışımızı da buluyoruz.
Queer sanat eleştirisi, normla uzlaş(a)mayan bir yazı pratiğidir. “İyi sanat”, “önemli sergi” ya da “başarılı sanatçı” gibi kategorileri bütünüyle terk etmek yerine, bu kategorilerin nasıl tarihsel ve ideolojik olarak üretildiğini açığa çıkarır. Eleştirinin kendi konumunu da bu sorgulamadan muaf tutmaz.
Afife güçlü bir bireysel anlatı kurarken, Osmanlı tiyatrosunun çok katmanlı sahne dünyasını geri plana mı itiyor? Bu yazı, sahnenin görünen ve görünmeyen aktörlerine oyun vesilesiyle yeniden bakıyor. Betül Bakırcı bu yazısında Afife oyununu inceliyor.
Özge Ç. Denizci ozgedenizci@gmail.com Uğur Biryol’un İletişim Yayınlarından geçtiğimiz aylarda çıkan kitabı Bir Müzik Rüyası Çekirdek Sanat Evi yalnızca bir dönemin belirli müzik çevreleri içinde şekillenen müzik hayatına dair pek çok ipucu vermekle kalmıyor. Kitap, aynı zamanda hem Türkiye müzik tarihinin içinde hem de farklı ülke kültürlerinin merkezinde müzik düşüncesinin çevresinde gelişen alternatif üretim hatlarıyla birlikte döneme projeksiyon tutuyor. Mekân anlatısı m