top of page
vâveylâ (1)_edited.png

“Tüm kasaba bilsin” neden Mabel’den korktuklarını

Oynat baştan! Mabel Matiz hakkında bir soruşturma daha. Senaryo tanıdık, gerekçe tanıdık, hedef de aynı. Önce “Perperişan” şarkısı hakkında başlatılan “müstehcenlik” soruşturması, ardından dava süreci ve Matiz’in beraati… Şimdi ise sanatçının yeni albümünün habercilerinden, birkaç gün önce yayımlanan “Ha Leylim” şarkısının sözleri ve klibi gerekçe gösterilerek yeni bir “müstehcenlik” soruşturması başlatıldı.



Haliyle Mabel üretmeye ve yeni şarkılar çıkarmaya devam ediyor; iktidar ise kendi bayat nakaratını tekrarlıyor. Bundan sonra neler olacağını göreceğiz. Muhtemeldir ki bu soruşturma da bir davaya dönüşecek, Matiz bir kez daha sanatı nedeniyle yargılanacak. Öyle görünüyor ki iktidar, varlığıyla parlayan ve güç veren Matiz’in yakasından düşmeyerek onu susturabileceğini sanıyor. Ama “Perperişan” davasının hemen ardından “Umrumdışı” diyerek meydan okuyan Matiz, kolay kolay susturulamayacağını çoktan gösterdi. Ürettiği her müzikte her şarkı söyleyişinde yazdığı her satırda kazısalar da çıkaramayacakları bir ize dönüştü. 


Yine de sanatçı hakkında açılan son soruşturmanın ne anlama geldiğine yakından bakmak ve Matiz’in neyle karşı karşıya olduğunu en sarih haliyle bir kez daha ortaya koymak gerekiyor.


Hangi yakınlığa tahammül var?


Tek bir yılla başlayan, ardından önümüzdeki on yılın da “Aile ve Nüfus 10 Yılı” ilan edilmesiyle genişleyen bu döneme bakınca, “aile”, “genel ahlak” ve “müstehcenlik” gerekçeleriyle başlatılan daha pek çok soruşturmaya ve davaya tanıklık edeceğiz gibi görünüyor. Kuşkusuz Matiz’e yönelik soruşturmalar da bu atmosferden bağımsız, tekil örnekler değil. Tam aksine, “Aile Yılı”yla birlikte güçlenen LGBTİ+ düşmanı politik iklimin sanat ve kültür alanındaki izdüşümlerinden biri.


Doğurganlığı teşvik etmek, nüfusu artırmak gibi sözlerle paketlenen aile odaklı söylemin ve ona eşlik eden LGBTİ+ düşmanlığının bunlarla sınırlı bir politika olmadığı artık apaçık ortada. Bu politikalar bir yandan makbul olanı tarif ederken diğer yandan makbul olmayanı işaretliyor ve üretiyor. LGBTİ+’ların yaşamları, ilişkileri ve kamusal görünürlükleri bu tarifin dışında bırakılıyor. Böylece “aile”, “genel ahlak”, “müstehcenlik” ve “çocukların korunması” gibi kavramlar birbirine eklemlenen bir siyasi sözlüğe dönüşüyor. Bu sözlükte her kavramın bir diğerinin zeminini hazırladığının altını çizelim. “Aile” korunması gereken bir değer olarak tarif edilirken onun dışında kalan yaşamlar aileye yönelik bir tehdit gibi sunuluyor; “çocukların korunması” bu “tehdide” karşı müdahalenin gerekçesine dönüşüyor; “genel ahlak” neyin kabul edilebilir olduğunun sınırlarını çiziyor; “müstehcenlik” ise bu sınırların dışına taşan ifade ve görünürlükleri cezalandırmanın araçlarından biri hâline geliyor.


Neyin “müstehcen” sayılabileceğinin sınırları ise LGBTİ+ görünürlüğü söz konusu olduğunda alabildiğine genişliyor. Matiz’in üst üste hedef alınması, bu sözlüğün sanat ve kültür alanındaki tercümesi aslında. “Ha Leylim”i bir kere izleyende ikinci defa oynatma isteği uyandıran şahane klibinde iki erkeğin birbirine bakması ve 9/8’lik ritimde karşılıklı dans etmesi soruşturmanın konusu olabiliyorsa, artık mesele açık saçıklığın ya da müstehcenliğin sınırlarının nerede çizildiğinin ötesinde hangi yakınlığın görünmesine tahammül edildiği meselesi.


Klipteki yakınlığın kendisinde “müstehcen” sayılabilecek “olağanüstü” bir şey yok. Bakış var, dans var, arzu var. Bunların sanat ve kültür alanında sayısız heteroseksüel temsilde karşımıza çıkan sıradan ifade biçimleri olduğunu biliyoruz. Burada farklı olan, o bakışın ve arzunun iki erkek arasında kurulması. Dolayısıyla Matiz hakkında başlatılan yeni soruşturma, “müstehcenlik” kavramının sınırlarının ne kadar esneyebildiğini de gösteriyor: Aynı jestler, aynı bakışlar, aynı yakınlık biçimleri söz konusu LGBTİ+’lar olduğunda bir anda “ahlak” tartışmasının konusu hâline geliyor.


Sahne ile adliye arasındaki tetikçiler


Kuşkusuz sanatçı hakkında başlatılan soruşturmaların bir diğer boyutu da sosyal medyada işleyen LGBTİ+ düşmanı tetikçilik ve ihbar mekanizması. Aynısını bu yıl peş peşe tutuklanan LGBTİ+ sosyal medya fenomenlerinde de gördük. LGBTİ+ düşmanı hesaplar, medya organları ve aktörler bir eseri, sanatçıyı, festivali ya da etkinliği önce dolaşıma sokuyor; “ahlaksızlık”, “müstehcenlik”, “LGBT propagandası” gibi ifadelerle hedef gösteriyor ve kamu kurumlarını göreve çağırıyor.


LGBTİ+ düşmanı tetikçilik, neyin ve kimin hedef alınacağını işaretleyen, hedefi büyüten ve nihayetinde kamusal otoriteyi harekete geçmeye çağıran bir işlev görüyor. Hedef gösterme böylece fiilen bir ihbar mekanizmasına dönüşüyor. LGBTİ+ düşmanı aktörlerin “Buna müdahale edin” çağrısı ile devletin müdahalesi arasındaki mesafe giderek kısalıyor. Bir sosyal medya paylaşımından soruşturmaya, hedef göstermeden yasağa uzanan hat artık tesadüflerle açıklanamayacak kadar tanıdık.


Tüm bunlarla birlikte Matiz’den bahsederken küçük, marjinalleştirilmiş bir kültürel alanda üretim yapan ya da görünürlüğü sınırlı bir sanatçıdan söz etmiyoruz. Kariyerinin zirvesinde, şarkıları milyonlarca kez dinlenen, konserleri binlerce insanı bir araya getiren, Türkiye popunun merkezinde duran bir yıldızdan söz ediyoruz. Fakat sahip olduğu bu güç ve görünürlük onu LGBTİ+ düşmanı tetikçilikten ve ardından gelen saldırılardan korumuyor. Aksine, Mabel’in estetiğinin, sözünün ve açtığı alanın bu kadar geniş bir kamusallığa ulaşması onu daha açık bir hedef hâline getiriyor.


Bu nedenle Mabel’in yaşadıkları sanat ve kültür alanının geri kalanına yöneltilmiş bir gözdağı niteliği de taşıyor: Görünür olduğunuzda ve sınırları zorladığınızda hedef hâline gelebilirsiniz; sahneye çıktığınızda size de benzer bir rol biçilebilir.



Üstelik benzer mekanizmanın sadece LGBTİ+’lar söz konusu olduğunda işlemediğini de görüyoruz. Deniz Göktaş, hakkında yapılan 185 CİMER şikâyetinin ardından hâlâ kuyu tipi cezaevinde tutuklu. Türkiye’nin kız grubu Manifest’in ise Çorum’a girmesi yasak! Hedefler ve gerekçeler değişse de yöntem fazlasıyla tanıdık: Önce hedef gösterme, ardından ihbarlar ve nihayetinde soruşturma, tutuklama ya da yasaklama. Sanat ve kültür alanında neyin söylenebileceğine, gösterilebileceğine ve sahnelenebileceğine ilişkin sınırlar, devleti harekete geçirmeye çalışan bu tetikçilik mekanizmasıyla birlikte çiziliyor.


Fakat Mabel hâlâ orada


Ancak Mabel Matiz’i sadece “iktidar tarafından hedef alınan bir sanatçı” olarak anlatmak hikâyenin en önemli taraflarından birini eksik bırakır. Mabel Matiz bütün bu baskıların karşısında üretmeye, dönüşmeye ve kalabalıklarla birlikte şarkılarını söylemeye devam ediyor. Belki de tam bu yüzden ona Türkiye’nin ozanı demek gerekiyor.


Ozanı; yaşadığı zamanın duygusunu kendi dilinden geçirip yeniden kuran, herkesin bildiği kelimelerden daha önce duymadığımız cümleler çıkaran ve sonunda o cümleleri yeniden herkesin diline bırakan kişi olarak düşünelim. Mabel’in yaptığı da bu. Anadolu’dan, poptan, arabeskten, halk müziğinden aldığını kendine özgü bir dünyada yeniden kuruyor; kuirliği ise sözünde, estetiğinde, kostümünde, bedeninde, bakışında, kliplerinde ve arzunun temsilinde bu dünyanın doğal bir parçası hâline getiriyor. Sonra bütün bunlar kalabalıkların diline dolanıyor.

“Ha Leylim”de iki erkeğin birbirine bakması da bu nedenle küçük ama güçlü bir görüntü. İki erkek birbirine bakıyor, dans ediyor, şarkı devam ediyor. İktidar o bakışa sürgü çekmeye uğraşırken Mabel çoktan kapıdan çıkmış, sokağa ve caddeye karışmış durumda.


Ayrıca onu hedef alanların karşısında da sadece Mabel yok. Mabel’in muradında, sözünde, yarattığı dünyada hepimizden bir parça var. İktidar bir klipte iki erkeğin birbirine bakmasını ya da dans etmesini soruşturabilir; o bakışı “müstehcen” ilan etmeye çalışabilir. Ama o bakışa aşinayız; ya tanıyoruz, ya bizim de bakışımız ya da bizden birinin… Haliyle bu soruşturmalar varlığımız karşısında tabiata ters bir yerde belki parlayıp bir dönem sonra da sönümlenecek. 


Ama bu müzikler kalacak, bu mücadele… Mabel hep söylemeye devam etsin, biz de muhabbet bağında yüzmeye…


Kronoloji / Hatırlatma


Mabel Matiz’in eserleri daha önce de benzer tartışmaların ve müdahalelerin konusu oldu. Son gelişme dolayısıyla hatırlatalım:


  • 2022: “Karakol” klibine RTÜK müdahalesiMabel Matiz, “Karakol” şarkısını 30 Haziran 2022’de yayımladı. Bir aşk hikâyesine odaklanan klipte Matiz’e erkek bir oyuncu eşlik etti. Klip, yayımlanmasının ardından sosyal medyada “LGBTİ+’lığa özendiriyor”, “LGBTİ+ klip çekildi” gibi ifadelerle hedef gösterildi. Ardından Yeni Şafak’tan Ersin Çelik, RTÜK’ün tüm müzik kanallarını arayarak klibin yasaklandığını bildirdiğini duyurdu.


  • 2025: “Perperişan” için önce erişim engeli talebi, ardından suç duyurusuMabel Matiz’in 5 Eylül 2025’te yayımladığı “Perperişan” şarkısı kısa süre sonra sosyal medyada hedef gösterildi ve CİMER’e şikâyet edildi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, şarkının “aile kurumuna zarar verebileceği” ve çocukların gelişimini olumsuz etkileyebileceği gerekçesiyle erişim engeli talep etti. İçişleri Bakanlığı ise Matiz hakkında “müstehcenlik” suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu. Matiz, 22 Eylül’de İstanbul Adliyesi’nde ifade verdi. Soruşturmanın ardından hazırlanan iddianamede Matiz hakkında 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istendi. İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Matiz, şarkının halk edebiyatı geleneğinden beslenen, metaforlarla kurulan bir aşk hikâyesi anlattığını söyledi. Yaklaşık yedi ay süren yargılamanın ardından mahkeme, 8 Mayıs 2026’da suçun yasal unsurlarının oluşmadığına hükmederek Matiz’in beraatine karar verdi.


  • 2026: "Ha Leylim" şarkısının hem sözleri hem klibi soruşturma konusu oldu

    Mabel Matiz’in "Ha Leylim" isimli şarkısının sözleri ve video klibi soruşturma konusu oldu. Konuya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, "Şarkıya ait video klibin, şarkı sözleri ile birlikte müstehcenlik suçu kapsamında kaldığı değerlendirilmekle" denildi. Savcılık şarkıcı ve eseri hakkında resen soruşturma başlatıldığını bildirdi.




bottom of page