top of page
vâveylâ (1)_edited.png
afife çapası

763 parça hibe ve düşündürdükleri…

Bir video izledim canım sıkıldı.


Tiyatro Kooperatifi, büyük bir şirketin hibe ettiği kostüm ve kostüm aksesuarlarını mutlulukla paylaşıyor. Büyük ve güçlü bir “iş birliğinin” müjdesini veriyor ve “Gücümüzü ortaklığımızdan alıyoruz.” diyor… Son yıllarda bağımsız tiyatrocuların hapsedildikleri çaresizlik düşünüldüğünde sevinilmeyecek gibi değil elbette, masaların üzerine yığılmış, eşeklere asılmış rengarenk kostümler, parlak kumaşlar, şapkalar, ayakkabılar… Görüntü “bolluk” hissi veriyor ama can sıkıntısı geçmiyor, dipte hissedilen huzursuzluk veren bir duygu varlığını sürdürüyor.


Bağımsız tiyatrolar için hiçbir masraftan kaçınmadan en iyi kumaşların kullanıldığı en iyi terzilerin ellerinden çıkmış 763 parça kostüme sahip olmak rüya gibi bir şey ama bu rüyayı kabusa çeviren bir şey var; aslında bunlar bir şirketin görkemli PR gösterisinden arta kalanlar yani depolarında yer işgal eden artıklar.


Yıllardır kendi kostümlerini kendi diken, evlerden çıkarmaya çalışan, hurdacıdan malzeme toplayan insanlar için bu an hem mutluluk hem de “işte bu kadarına bile muhtacız” diyen bir tokat gibi şaklıyor. Can sıkıntım daha belirgin hale geliyor ve bir soru oluşuyor zihnimde: “Bu tür desteklerin; bağımsız tiyatroların varlıklarını sürdürülebilir kılmaları üzerindeki rolü yahut özgürlüklerine etkisi nedir?”


Zengin Efendi soytarısına diyor ki:

“Al şu eskilerimi, sen giy, ben de ‘Ne kadar cömertim’ diye övüneyim.”

Soytarı da alıyor, teşekkür ediyor. Halk da “Aaa ne güzel dayanışma” diye alkışlıyor. Sevinç çığlıklıklarıyla kabul edilmiş, güzel paketlenmiş bir sadaka hissi vermiyor mu bu durum? İktidarın halkı önce yoksullaştırıp sonra makarna-kömür dağıtmasına, onurumuzu ayaklar altına alan 200 TL’lik banknotların teker teker dağıtılmasına benzemiyor mu?


Pek çok soruya açılan kapıları var bu işbirliğinin. 


Anadolu Sigorta’nın bu hibesi, Cumhuriyet’in 100. yılı kutlaması kapsamında kendi projesinden kalan malzemelerin değerlendirilmesi şeklinde gerçekleşmiş. Tek seferlik bir jest. Basın bültenlerinde ve kooperatif açıklamalarında kalıcı, tekrarlanabilir bir programdan ya da sistematik bir iş birliğinden söz edilmiyor. Bu, klasik kurumsal sosyal sorumluluk (CSR) uygulamalarından biri, şirket elindeki eskileri değerlendirerek “kültür-sanat destekçisi” imajı kazanmış oluyor.


Tam bu noktada Tiyatro Kooperatifinin stratejik tercihlerine bakmak da gerekiyor. Kooperatifin son yıllarda kurumsal destekleri artırma, özel sektörle daha yakın ilişki kurma yöntemiyle ilerlediği anlaşılıyor. Bu strateji, kısa vadede üyelerine somut faydalar sağlayabilir. Ama uzun vadede bağımsız tiyatronun temel sorunlarını çözeceğini düşünmek mümkün mü? Aksine, bu tip tek seferlik hibelerle “nefes alma” hali kalıcı çözüm arayışlarını erteleme riskini taşıyor. Dahası zamanla bir beklenticilik ve bağımlılık ilişkilerine dönüşme tehlikesini de barındırıyor. Bağımsız tiyatronun finansman modelinin giderek kurumsal sponsorluklara ve kişisel networklere dayanır hale geldiğini görmek çok endişe verici. Bu “iş birliği” Tiyatro Kooperatifi’nin başkanı Mert Fırat’ın kişisel çabaları, kişisel ve ticari ilişkilerini Kooperatif yararına seferber etmesi sonucu gerçekleşiyor. Duruma dair bu tespiti kişisel algılamak sağlıklı olmaz ki öyle olduğunda bir tartışma zemini yaratmak olanaksız hale gelebiliyor. Onun yerine, sistemik bir tartışma olarak ele almak daha doğru olur: Bireysel sermaye ilişkileri, kolektif bir örgütün genel duruşunu nasıl etkileyebiliyor? Dahası bu ilişkilenmeler bir noktada bağımsız olabilme imkânını zedelemez mi? 


Soruları sormaya devam ederken şunu da belirtmek gerekli kurumsal sponsorluklar her zaman kötü ya da sorunlu değildir elbette. Ama nitelikleri çok önemli: Tek seferlik mi, sürdürülebilir mi? Karşılığında sanatsal özgürlükten ödün veriliyor mu? Bağımlılık yaratıyor mu? Gerçek bir işbirliği mi, yoksa imaj yönetimi mi? Bu hibeler bağımsız tiyatroyu güçlendirir mi yoksa onu daha rafine bir sömürü biçimine mi hapseder? Şu sıralar kültür-sanat alanındaki kurumsal sponsorlukların büyük kısmı maalesef imaj yönetimi odaklı ve kısa vadeli kalıyor. Hatta bazıları temel içeriksel çelişkileri nedeniyle çokça eleştiri alıyor. “Sistem kendi çelişkilerini yumuşatarak kendi eleştirisini dahi mala çevirip alıp satıyor.” Rönesans Gayrimenkul ve  Zorlu Center ortaklığı ile hayata geçen Satıcının Ölümü projesinde olduğu gibi. Bu örnekte çelişki apaçık göründüğü için çok fazla dikkat çekti ve konuşuldu. Fakat bu hibe örneğindeki kaygı verici çelişkiler, tiyatrocuların sevinçlerinin arkasında kaldığı için olsa gerek, maalesef görülmedi.


Bu nedenle her zaman ve her koşulda sponsorluk ve hibe ilişkileri irdelenmeye değerdir; Tiyatro Kooperatifi yeni bir örgütlenme değil. Şu anda 7 yaşında ve 2024’e kadar sermaye yahut iş adamlarıyla herhangi bir teması yahut işbirliği yok, olmamış. Peki ne değişti de TÜSİAD, Anadolu Sigorta yahut Sosyal Etkinlik Zirvesi vs hayatımıza girdi? Tiyatro Kooperatifi çatısı altındaki bu yedi yıllık deneyimi daha güçlü, daha bağımsız ve daha vizyoner bir yere taşıyacak tartışmalara ihtiyacımız olduğunu görmeliyiz. Asıl mesele, bundan sonra atılacak adımların bağımsız tiyatronun özgürleşmesine ve güçlenmesine gerçekten hizmet edip etmediği olmalı.


Hatta asıl önemli ve üzerine kafa yormamız gereken nokta bağımsız tiyatroların bu denli yardıma muhtaç duruma neden düştüğü değil midir? 


Devlet ve yerel yönetimler asli sorumluluklarını yerine getirmiyor. Kamusal tiyatro destekleri yetersiz, bağımsız yapımlara yönelik kalıcı fon mekanizmaları yok denecek kadar az. Kültür bütçesinden tiyatroya ayrılan pay giderek erirken, salon ve sahne erişimi de büyük ölçüde piyasaya terk edildi. Bu boşluğu özel sektör doldurmaya çalışıyor. Dolayısıyla bugün gördüğümüz “işbirliği” aslında yapısal bir kamu ihmalinin sonucu. Bütün bağımsız tiyatroların günü kurtaran çözümler üretmeye çalışmak yerine odaklarına kamu ihmallerini koymaları daha kalıcı çözümler üretebilir diye düşünüyorum.


NE OLMUŞTU? 


Anadolu Sigorta, 2025 yılı 100. yıl etkinlikleri kapsamında sahnelenen “Yüzyıllık İmza” prodüksiyonunda kullanılan kostüm ve sahne malzemelerini Tiyatro Kooperatifi aracılığıyla tiyatro topluluklarına devretti.


11 Nisan 2025’te Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde gerçekleştirilen gösteride kullanılan toplam 763 kostüm ile ayakkabı, aksesuar ve dekor unsurlarından oluşan sahne envanteri, “Sahneden Sahneye” etkinliği kapsamında 9 tiyatro topluluğu ile genç tiyatro ekiplerine dağıtıldı. Dağıtım yapılan toplulukların isimleri kamuya açık kaynaklarda ayrıntılı olarak paylaşılmadı.


Gösterinin sanat yönetmenliğini Beyhan Murphy, müzik direktörlüğünü Tuluğ Tırpan üstlendi; sahnede Birce Akalay, Salih Bademci ve Sertab Erener yer aldı.

Tiyatro Kooperatifi paydaşlığında yürütülen süreçte malzemeler ve kooperatif ortağı ekiplerin de bulunduğu toplam 9 tiyatro topluluğu ile çeşitli tiyatro kulüplerine teslim edildi. 




bottom of page